gezegenler arasında

Deniz içinse bir evrendi Serkan: her evresinde içinde binlerce duyguyu uyandıran. Bu ona ağır gelmiyordu aksine kalbini heyecanla dolduruyordu. Evreni sevmek demek evrenin tüm olasılıklarına hazır olmak demekti. Oysa sadece bir gezegen olarak görebilseydi Serkan'ı her şey farklı olabilirdi. Kendi çapında bir gezegen. Bilemiyordu Deniz... Ne gezegen ne evren ne de yıldız... Daha önce hiçbirini kalbiyle sevmemiş ya da hiçbiri tarafından sevilmemiş gibi hissediyordu. Ve tüm karadeliklere bu hissizlik sebep oluyordu. Birisini sevdiğimizi ya da birisi tarafından sevildiğimizi nasıl anlarız? Nasıl hissederiz? Nasıl gösteririz ya da gösterilmesini isteriz sevginin? Nasıl emin olabiliriz ki... Ya da doğasında mı vardır emin olmamak? Ya da biz emin oldukça o kişi daha da çok mu sever bizi? Korktuklarımız gibi korkmadıklarımız da başımıza gelen şeylerdi ne de olsa. Zihnin yarattıkları gerçekleşirdi. Bu gerilip çekilmelerden, ger-çeklerden, zihnin gel-gitlerinden, doğan yerküredeki hareketlenmelerdi bu değişimler. Her iki gezegen de etkilenirdi. Gezegenler arasındaki tepkimelerden dolayı ortaya çıkan değişiklerdi hisler.
Sevginin ne olmadığını ve emin olunamayacağını biliyordu Serkan oysa Deniz sevginin ne olduğunu anlamaya çalışıyor ve emin olmak istiyordu. İkisi de bir işin iki ucundan tutuyorlardı kendi yöntemleriyle. Her zaman yaptıkları gibi. Birisinin ne olmadığını bilmesi diğerinin peki ya nasıl tanımlarız demesi kendi felsefelerinin de küçük bir özeti gibiydi. Böyle olmasını dilerdi en azından Deniz. Dalgaları son yıllardı hiç durulmamıştı. Kalbinin en derinliklerinde kendisinin canlılıktan yoksun sularında var olmaya çalışan yanlarını genelde yok sayarak yaşamaya alışmıştı. Yüzey genelde dingin olurdu ve güneşin aydınlatırdı sularını, oysa derinler soğuk ve gün ışığından mahrum kalırdı. Süpernovalar içeren sularındaki bu hareketlilik onun alışık olduğu ama bir yandan da yok saymaya çalıştığı onu 'o' yapan süreçlerin bir kısmıydı. Kısmen kim olduğunu bilememesi de bu sebeptendi. Sonra eline kağıt kalemi aldı ve Serkan'a bu durumu açıklayabileceğini düşündüğü bir kaç dize yazmaya çabaladı:
Ben aslında var olmaya yaklaşan ama bunu pek de beceremeyen atomların bir arada bir süreliğine berabermiş gibi yaptıkları bir bütünlük yanılsaması bile olsam bu yanılsama hali seni sevmek gibi bir gerçekliği oluşturacak kadar ger-çek-leşiyor...
Durdu. Beğenmedi yazdığını. Buna da pek şaşırmadı. Beğenemezdi bir şeyleri Deniz. Emin olamazdı beğendiğine. Serkan dışında. Ona karşı olan sevgisini beğenirdi ve emin de olurdu. Bununla ne yapacağını bilemese de yeniden kalemi eline alıp bir kez daha denemeye çalıştı:
Ben aslında var olamayan ve buna da yaklaşamayan ama becerse de atomlarım kısa süreliğine ayrılarmış gibi yapmayı bu parça olarak yanılsama olamasam bile bu yanılsama olmama halim seni sevmek gibi bir yanılsamayı oluşturacak kadar yan-ıl-sıyor...
Durdu. Yine olmadı dedi içinden. İçindeki süpernova patlamalarına o derinlerdeki sularına haksızlık ediyordu sanki. Serkan'a verebileceği en büyük sevgi ifadesinin belki de ona şunları söylemek olurdu:
Bak Serkan. Seni bir evrenmişcesine seviyorum ama belki de gezegen olduğunu kabul etmeliyim. O sebeple artık sevgimizi özgürleştiriyorum. Biz sadece gezegenleriz. Süpernovalar ve derin sular ötesinden evrenin de ötesinde sadece beraber gezegenler olmak istiyorum. Gezen genler arasından gezen gezegenleriz biz... Olmadı biliyorum. Ama işte... Anla beni.
Durdu. Yine olmadı, biliyordu. İçindeki Serkan imgesini kelimelere hapsetmeyecek kadar çok değerli buluyordu ve tek isteği kelimelerin Serkan imgesini özgürleştirmesiydi. Özgürleştiren kelimeleri yaratmayı denemek istiyordu. Bunu yapabilirse anca olacaktı sanki. Tamam son bir kez daha deniyordu:
Ağrıyor, senden benden... Eskilerde yazdıklarım gibi. Üşüyorum ve her nefes yakıyor aynı zamanda. Gece, rüyalarında karanlık, sabahlarında ağırlıklar, ama korkma. Kuyu başında hayat, en derinde ben. Kuyu başında sen ama en derinde de sen. Bensizken sen, sensizken ben. Sen ve ben ayrıyız, o sebeple de beraber. Ayrı olamayanlar hep ötekiler. Ayrı olamayanlar hep sevgisiz. En derindekilerdeki ışığın ve en yüzeydeki karanlığınla sen. Çelişkileriyle çelişmediği tek gezegen. Benim çiçek olup fotosentez yaptığım tek gezegen. Ve bunu okurken bunu gönderme olarak kullanmamı hem klişe hem de sevgi dolu bulan sen. Sevmenin ne olduğuna emin olamamanı da sevebilen bir ben. Bunu bile sevebiliyorsam bu kalp ne kadar seviyordur diye şaşıran yine bir ben. Tüm bunlarn ötesinde kelimelerim seni özgürleştirmese de zaten fazla özgürce sevebilen bir sen. Üzerine konuşan belki ben bu sebeple eminim zanneden de ben ve hissetmeleri tanımlamadan hissedebilen belki sen ve bu yüzden de eminim yanılsaması ötesinde zannetmelerden kurtulan da sen. Sen ve ben. Her yer ve hiçbir yerde. Ağrıların ağrımayışının ve ağırlaşmayışının kanıtı olurcasına yanan sönen yıldız görünümlü gezegenler.
Tamam dedi Deniz. Yine olmadı ama bu sefer olmayışı içindekileri anlatabilecek kadar olmadı. İşte böyle olmayışlarla anca kalbindekileri anlatabilir bir insan diye düşündü. Ne olan ne de olacak olan sürekli oluşlar halinde dolanan. Kalplerin kendi yörüngelerindeki dolanık oluşları da böyle olmayışlara gebeydi ancak zaten. Bu olmayışlar ancak o dolanıklığı oldurabilirdi...
Kısacası: Serkan kahvesinden yudumlarken yüzünü her zamanki gibi son anda tebessüm olmaktan vazgeçen bir ifadeyle huzurla Deniz'e doğru çevirdi. O gün güneşi bile kıskandıracak kadar parlıyordu Serkan. Diğer yandan Deniz'in kalbi ayın o soluk ışıltısına alışıktı. Serkan'ın varlığıyla gözleri kamaşıyor fakat tam olarak bu kadar büyük bir parıltıyla ne yapacağını bilmiyordu. Bir değil bin güneş ve hatta süpernovalar patlıyor ve Deniz bu anlara şahit olmaya alışmaya çalışıyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder