derin tutku, arzu olmayan. olabilir mi?

Derin tutku, arzu olmayan. Mümkün mü bu? Can yanmadan, kalp genişleyen, zihin daralmadan, duygu derinleşen? Yeni kelimeler istiyorum diye düşündü Deniz. Yeni kelimeler... Döngülerden uzak, travmalardan ırak, endişesiz, berrak. Diyorlar ki "berraklık bunaltıyor berraklık fazla duru, fazla görünür, görünmediğinde arzulanırsın". Deniz de düşündü "Ben arzula-n-mak istemiyorum, sev-il-mek istiyorum. Ve de arzulamadan sevmek." Ya da bu da yanlıştı. Aşk arzu olmayan derin bir tutkunun ve sevginin bir arada olabilmesiydi belki? Peki arzu ve tutkunun farkı ne ki diye düşünürken bildiği sokakları bilmiyorcasına yürümeye devam etti Deniz. Köşede aynı marketler, yolda karşıdan karşıya geçerken hiç telaşlanmadan yürüyenler ve arabalar çok uzakta olsa da hızlıca karşıya dogru koşarcasına geçenler. Deniz'in içinden geçenlerde bugün diye düşündü Deniz: Arzu çocukca, arzu hep aç, arzu kendini görmediğin bir ırmak, arzu sana ait degil, arzu o'na, ailene-geçmişine, dair. Arzu sanki büyümeyen bir meyve, oysa aşk, arzu olmayan o derin tutku, olgunlaşabilen. Herkes ham olanın peşinde, Deniz'in kalbi değil. Deniz sanki birisi onu arzulayinca o kişi ve geçmişi yüzünden, tutkuyla yani aşk ile sevilince Deniz olduğu yüzünden gibi hissetti. Aşk ve tutku yanyana sevgiyi doğururken arzu sadece endişe ve bağımlılığı, en temelinde de sevgisizliği, eksikliğe olan sevgi izlenimi veren o isteği, doğuruyordu sanki.

Arabaları yok sayarcasına karşıya geçerken korkusuz hissetmesinden rahatsız oldu Deniz. Sanki o an orda yok olsa umrunda değildi, ya da o kadar çok umrundaydı ki umursamaz hissediyordu. Bazı duyguların en üst seviyesinin deneyimi belki o duygunun yok oluşuyla sona eriyordu. Sona ermek, ulaşmak, erişmek, ermiş meyveler, ermiş insanlar, ermiş duygular, erimiş, eriyordu, duygularin ermesi ve erimesi... Bugün farklı bir şeyler yemek istedi Deniz, ve canı hiç cekmese de gidip bir kilo çilek aldı. Cileği pek sevmezdi, annesi ona hamileyken sürekli canı çilek çekmisti. Kim bilir bu yüzden Deniz olası tüm evrenlerdeki tüm çilekleri yemiş gibi hissediyordu. Ama canı çekmese de çilek aldı. Belki o anne rahmindeki günlerin hatrına, belki canı çekmediğini sansa da çekmişti iste. Bilemedi gerçekten kendi isteği mi ya da isteksizliği mi. Ama bunu düşünüyor olması, bu sorgulamanın kendisi ona özgür hissettirdi. Özgürlük anca bu olabilir bu kadar olabilir diye geçirdi içinden. Çileği kendi istemediği için yemek. Tepki olarak yememek değil, istediğini sandığı için yemek de değil istemediği halde değişiklik olsun diye yeme seçimini sorguladığı şekilde yemek.

Yürürken sanki bu düşüncelerini dışardan görünürmüş gibi hissettiren bir adam karşısından geçti. Deniz bu anın varlığıyla irkildi. Adamı durdurup dediklerimi anladınız mı anlamadıysanız zaten bu soruma cevap veremezsiniz ve anlamadan yargılamışssınızdır dediğini hayal etti. Kimsenin zihninin labirentleri bu kadar dolanbaçlı değildi sanki. Bu fikirle dolu yalnız hissettiği yıllar sonrasında kendisine artık diğer insanlarin zihnine dair soruları sormayı bırakmayı örgütleyebiliyordu. Kendi zihnine odaklandığı çoğu zaman eskiden beri korkardı, ama şimdi korkunun yerini dingin bir kabullenme aldı ve biraz da hüzün. Zihninde her an her şey sanki atomlarına kadar parçalanıp tekrar gezegenleşiyor, karadelikler içi ışıklarla dolan kuyulara dönüşüyordu. Sanki her nefes alışında o saniyede var oluyordu en baştan Deniz. Bunlar üzerine konuşamayacağını bildiği günlük hayatın o koşturmasında 'hüzün' hissettigi en içten duyguydu. Cesareti korkusuzluktan gelirdi eskiden simdiyse hüzünden geliyordu sanki. O yüzden hüzün halinin huzurla buluşması da mümkündü artık Deniz'in duygu evreninde. Bu evrende kurallar farklı işliyordu. Deneyimlenen duygular, yaşanıldığı için fazlalaşıyordu, kaybediyorlardı yok olma savaşını. Bu yüzden de aşk, tutku, sevgi ve arzu tanımlarının en derinlerdeki anlamları ve hissettirdikleri farklılaşabiliyordu. Deniz sıkça bu duygu evreninde kayboluyordu ve artık kayboluş sırasındaki yok oluş sonrası farklı şekillerde var oluyordu, bu duygu evreninin ilk evrelerini o yaratmasa da yeni evrelerini o dönüştürüyordü.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

gönülden gelen

karanlık mı, aydınlık mı?

"kaynayan çaydanlığın mutfağa diktiği o kokulu ağaç"