sisli yollardaki hislerin zamansizligina dair
Bosluklar denilince bos olani tanimladigimiz yanilgisi, bos zaten bos, basibos, bozuk bir tanim, basi ve sonu, o yuzden de basibozuk, bozuk bozumlar, en cok da bag bozumlarindan gelen saraplar. Beyaz sarabin renginin gun isigiyla eslestigi o anlardaki parlakligi seviyordu. Dun artik eski bile degildi, bugunun saltanatini renklerini soldurmaya basarmisti ve yeniligini ilan ediyordu. Gelmeleri ve gitmeleri saraplarin ve gunlerin, gel-gitleri yaratan icimizdeki. Icimizdeki denizler karanlik, gecenin en karanlik saatinden bile. Gecenin halleri, sarmasiklarla dolu yollardan gecmis. Elinde olmadigi hayatinin yillari. Secmedi, secmediler, onca varlik. Donmek istiyor Deniz, her ana her dakika o hislerle yanyana oldugu. Karsisindakinin gozlerinde hic gormedigi bir cesaret, buyurken o yolda yasadiklari... biliyor, hissetti o bedeni. Tum bedeniyle tutunmak istedigi yasamak istedigi o anlar, bazen hayatinin iplerini sikica tutamadigi bazense daha da siki sarildigi. Hissediyor. Orada. Deniz ona bakarken onun hislerine dair dusunuyor. Icinde donuyor ihtimaller, bir yani urkek, bir yani hayata guveniyor. Bir yani bekliyor. Bir yani eski pesinden gelirse diye endiseli, bir yani ne hissediyorum ben boyle ya da hissediyor muyum diye gergin. Diger yani huzurlu ve yeniye sans vermenin telasinda. Yeni seyler, yeniler icinde yenileniyor ruhu, heyecanli. O boyle hissetmese de Deniz onun boyle hissettiginin var oldugunun sayimlarinda, sayiyor dusuncelerini sirayla, varsayiyor iste. Sanki karanliklarin hakim oldugu bu firtinada ikisi de yanyana, en azindan diye dusunuyor. Ikisi de zamansizligi arzulayan. Ikililiklerin otesinin mumkun olmasi. Bunu arzuluyor Deniz. Arzu diyor adina cunku bu hissi nasil baska turlu anlatacagini bilemedigi icin kelimelerin hakimiyetine teslim oluyor.
Zamana dair istekleri hic olmadi zaten Deniz'in. Zamana karsi durustce koydugu bu tavrinin bir cok nedeni vardi. Zamansizlik ona hep daha cok zamani anlatan bir kavram gibi gelmisti. Zamansizligi dusunurken insan anliyordu zaman deneyimini sanki. Zamanin var olusunu kabul ettigini soyleyen onlarca insanin zaman iste geciyor, zaman her seye ilactir gibi sozlerinden onlarin zamana dair hicbir sey anlamadiklarini yillarca hissetmisti. Zamana atilan bu gorevler, bu beklentiler insanlarin kendilerininden kacisindan baska bir sey degildi. Kactikca zaman onlari kovaliyordu fakat onlari iyilestirmek icin degil, curutmek icin, zihinlerinde kabul edemediklerinden dolayi bedenlerine yasattiklari icin. Zaman her seyi iyilestirmiyor zehirliyordu boyle insanlar icin. Oysa zamansizlik oyle miydi? Zamansizlik dans eden bir atti, at ne saga ne sola dogru ilerliyordu, at ilerlemiyordu. Ileri ve geri yoktu at icin. Aklin ve duygunun itismedigi sadece dansa katildigi o zamansizlik. Deniz o da boyle bir zamansizligi deneyimleyen birisidir belki... diye umdu. Ummak istedi, tum umutlariyla umutsuz oldugu tum yillardan intikam alircasina. Artik umursamak istemedi umutlu olmasinin onda yaratabilecegi olasi sevgi yaralarini. Yaralanacaksa da bu sefer en azindan degecek diye dusundu Deniz.
Urkek yerlerinden cesurca kaynasmis gibilerdi. Nedeni nasilini dusunurken, dusuncelerin otesindeki hislerde onlar cok da farketmeden. Deniz icin bu sabah boyleydi, sisli yollardaki hislerin zamansizligina dair. Yillarca biriken, suzulen, yoksayilan urkeklikleri. Avcunda döndurdugu, sıktığı, yuzeyini hissederken gercekligini test edercesine elinde hissettigi sayilar ve harfler butunuyle hayatini etkilemesinin heyecani icerisinde etrafi izliyordu. Sanki avcuna baksa daha da gercek olacakmis gibi harfler, sayilar, harfler, sayilar, sayilarca harfler, harflerle ifade edilen sayilar. Olasiliklari etrafta diger insanlarin yuzundeyken gormek daha kolaydi. Herkes gibi Deniz de olasiliklarin pesindeydi. Karsisinda dunyanin en yavas yurume yarismasina katilmis gibi gozuken bir yasli kadin ile kosarken etrafindaki herkese zamanin hizla gecisini hatirlatan o erkek cocugunun birbirlerinin yanindan gectigini farketti. Ellerini daha da yumruk haline getirdi. Kapliyordu bu sekilde olasiligin cevresini, birazdan olasiliga dogru ciktigi yolda acacakti zaten avcundakini, dokulecekti ellerinden, "Bu olasiliga hak hazandiniz!" diyerek anons edecekti muavin ve tum yolcular bir anda Deniz'e "Zaten en kotu ne olabilir ki!" diyerek bagirip hatirlatacaklardi.
Muavin ciddi tavriyla "Ne alirdiniz?" diye sordu aniden, gozlerini aralayan Deniz "Bir tek bu secenekler mi var?" diye sordu atistirmaliklara goz gezdirirken. Muavin de "Evet" diyerek icinden sinirlendigi belli olan ses tonuyla yanitladi. Seceneklerimiz, secebiliyor muyduk cidden secenekleri? Secenekler onumuze coktan sunuldugunda belki seciyor olsak da seceneklerin kendisini belirleyemiyorduk iste. Secemiyormusuz gibi hissedislerimiz bu yuzden diye dusundu Deniz. "Ben sadece su aliyim" diyebildi. Karsisindaki genc adam da muavin kimliginin otesinde bu secimin neden bu kadar uzun surdugunu merak etti, duraksamalara ne gerek vardi su istemek icin. Suyu herkes isterdi zaten herkes secerdi, o secmese de su alir misiniz diye soracakti ona zaten. Deniz bu bakislara coktan alismisti. Suyu herkesin istemesi onun degerini azaltmiyordu. Sorun yok diye gecirdi icinden. Yok dedigim an o sorunlar gercekten yok. Hayatinin tanrisi olmak boyle bir sey mi? Ben varim, ben var diyorsam var yok diyorsam yok, bu tanri anca tanimlarin tanrisi olabilir, elinden sadece bu tanimlari yaratmak geliyor, en azindan simdilik, kendi duygularini hissedip anlayana dek. Belki ben yok desem de var o sorunlar... Hayatin kistigi sesiyle cok hizli bir sekilde "Tesekkurler..." dedi, kendisinden baska kimsenin bunu duymadigini dusundugunde de rahatsiz olmadi. Tam tersine bundan garip bir haz duydu. Kalbi de usulca fisildadi "Sana da tesekkurler, Deniz..."
Gece yolculugunda zaman coktan yok olmustu. Dünyaya bakiyordu ama korkaklar dışında hiçbir şey göremiyordu. Denizin ruh hali her saat daha da karanlıklaşıyor ve aklından geçen tek şey, yolculuga cikmadan once abisinin ona nasıl "Yalnizsin iste sen kizim, oyle de kalacaksin" dediğiydi. Herkes yalnız olmanin nasil bir sey oldugunu iddia eder ama aslinda tek başına olmanin rahatlığıni severlerdi, yalnızlıgini degil, yalnizlik değildi bu. Evet Deniz yalnizdi, ama bu yalnizlik insanlarin tanimlamaya calistigi bir tanimin otesindeki bir histi. Kalbi hızla atıyordu ve elleri titriyordu. Bu hislerini onla paylassa rahatlayacagini dusunurdu. Onu aramali miydi? Onun endişelenmesini istemezdi. Veya daha dürüst olmak gerekirse, onun endişelenmemesinden korkuyordu, endiselenmeyip endiseli gibi davranmasi ihtimalinden. Bu yüzden aramaya cesaret edemedi. Geceler her zaman daha zordu - eğer dünyayla yüzleşmeye cesaretiniz varsa. Bu saatlerde neredeyse başka bir insana dönüştüğünü görmek Deniz'i hep çok şaşırttı; karamsar olan ve gerçeklikten memnun olmayan biri. Zihni küçük kasabalar ve izole yollar arasında dolaşıyordu. Geceleri ayni zamanda daha sakin hissediyordu. Deniz icin herkesin yaralı askerler gibi yataklarına, otobuste de koltuklarina, düştüğü gece vakti her seye ragmen lanetli de olsa huzurluydu. Gece gökyüzü, dünyayı ve onun sakinlerinin gerçek renklerini göstermeye izin verirdi, alacakaranlık gozlerinden baslayan koyu visne rengi dudaklarıyla devam eden uzun ağlayışları olabilirdi Deniz'in, dis etlerini isirabilir ve gökyüzü bordo renklerle dolu olabilirdi bu yuzden. Gece, telefonların arasındaki pasın bir sonraki güne büyüdüğü yerdi. Bir ruyasini hatirladi aniden, nadir bir tıbbi durum nedeniyle gündüzleri uyuyan ve geceleri uyanık kalarak yasayan biri olduğu bir ruya...
Yorumlar
Yorum Gönder