belki
***
Uyanır uyanmaz kendisine dünyanın en kolay ama zor yalanını söyleyerek güne başlamış yeniden: iyiyim ben. Yalnız geçen günlerin onu iyileştireceği yalanıyla, ve her şeyi olduğu gibi bunu da fazla ciddiye aldığından, kendini yalnızlık apartmanının en üst katlarına kapatıyormuş yıllardır. Gerçekten bilseler içindekilerini, birazcık tanısalar onu... İşte o zaman kaçıverirmiş onlardan adam! Tamamen onu anlayacak birini beklediğini söyler de kendini bir güzel savunurmuş insanlara, bilirmiş en içinden zaten yokmuş öyle birisi. Sevmek başka, anlamak başka, tamamen anlayamazsın bir insanı anlaman da gerekmez zaten ya dermiş de bu sırrı da kendinden ve başkalarından saklarmış hep. Sevmiyorken severmiş gibi yapamazmış da yarım bırakırmış her hikayesini, böylesi daha kolay bilirmiş. Sevdiği kadınlar elbette olmuş adamın. Onlar da onu onun sevgisine denk sevmemişler adamı, sanki aniden hayali bir ölçeği çıkarıp o an tartıp ölçmüş adam ve çok ciddi bir deneyi sonuçlandırırcasına başını sallayarak onaylamış tekrar kendini: "Evet, benim kadar sevmediler." Sevseler de bir şey farketmezmiş ya, o bilirmiş, tanımadan sevemezmiş o kimseyi, ama kendisinin tanınmasıyla da sevemezmiş. Bu mümkün değilmiş. O kadınları da tanımadan sevmiş o adam. Anlamadan, sormadan etmeden, tanıyamadan tanıdığını sanarak sevmiş. En çok da gözlerini sevmiş o kadınların, bir de gülümsemelerini. Gözleri, ah o dudaklarında yanan sönen o gülümsemelerini... Annesinin avutmalarında bıraktığı kalbine bir avuç daha avuntu katıyormuş her seferinde, artık adına sevgi de diyemediği. Küçükken çok sevdiği bilgisayar oyunlarından anımsadığı o karakterin canları misali, canları boşaldıkça o kadınlarla dolduruyormuş.
***
En zoru geceleriymiş. Sabah söylediği yalanın evi terk ettiği o saatlerde adamın yüzü kaskatı kesilirmiş, maskesini kaybetmiş olmanın korkusuyla biçimlendiremezmiş o yüz dediği parçasını. En sinirli, en öfkeli olduğu anlara dönüşürmüş geceler. Kararsızlığı içindeki: tutarlı biriymiş gibi davranıp kendini dizginlemek mi, yoksa tutarsızlığıyla savrulup gitmek mi limandan, ya da yalnızlığına teslim etkisizce silinip gitmeyi beklemek mi şu dünyadan? Bu gece de bu sorunun şıklarını es geçip hayallere teslim oluvermiş adam. Her zamanki gibi. En iyi olduğu şeyi yapmış, çok iyiymiş bunda gerçekten: seçmemekte. Hayalleri ona geçmişten ve gelecekten hayaletler getirir, kokular yaratır, sıcaklıkları taklit edermiş. Bakışları beceremezmiş bir tek. İhtimaller masaya sunulurmuş avuntu olarak bu sefer. O bitmeyen ihtimaller asla bitmeyecek ama onu bitirerek amaçlarını tamamyacaklarmış bir gün. Biliyormuş, en çok da bu kahrediyormuş ya onu. Bile bile avunmak. Uyuşamamak avuntularında bile. Birkaç andan olurmuş oysa bu hayat: nefesini kesebilen birkaç an, nefes alabildiği avuntularından arınan o birkaç an. Birkaç an... Belki demiş adam belki bir gün, belki bu sefer... umut doluvercekken kırılmışlıkları evire çevire dövmüşler kelimelerini, peydahlanıverecek o umut dolu cümleleri doğamadan sakat bırakmışlar kalp karnında. Sakat ve ölü.
***
Yorumlar
Yorum Gönder